
Şu kendine methiyeler düzmeye meraklı -bir dönemin genç şimdininse- orta yaşlı bestecileri ve de aranjörlerini anlamak mümkün değil. Şarkılarının zamana karşı ne kadar dirençli olduğunu ispat etmek istercesine, yeni düzenlemeler ve elbette ki yeni şarkıcıların yorumuyla onları tekrar ortaya çıkarmaya pek hevesliler. Fakat çoğunlukla sonuç, şarkıların orijinal versiyonlarını mumla aratmaktan öteye gidemiyor. Bunu artık yaratıcılıklarının sonuna geldikleri şeklinde mi yorumlamalı yoksa yıllardır el üstünde tutula tutula kendilerini fazla önemseyegeldiklerinden bir adım geri durup 'bu olmamış abi ya' diyememelerine mi yormalı, bilinmez. Önce '130 bpm' ile Ozan Doğulu, şimdi de yeni yayımlanan 'Zamansız Şarkılar' ile İskender Paydaş, haklarındaki mitleri kendi elleriyle yerle bir etmekten geri kalmıyor. Üstelik önümüzde 'Onno Tunç Şarkıları', 'Melih Kibar-Yadigar', 'Ortaçgil İçin Söylenmiş Ortaçgil Şarkıları' gibi başarılı ve mütevazı bir şekilde kotarılmış onca örnek varken...
'Zamansız Şarkılar' albümün belki de en zayıf halkası olan, Teoman'ın 'Bu Aşk Fazla Sana' yorumuyla açılıyor. Ve tabii ki Şebnem Ferah'ın çarpıcı yorumunun yerinde yeller esiyor. Teoman'ın heyecansız yorumu ve şarkının yeni versiyonunun tekdüzeliği insana ister istemez "bir insan yıllar önce yaptığı bir aranjenin nasıl olur da bu kadar gerisine düşer" dedirtiyor. Keza albümün çıkış parçası olarak seçilen ve bir kliple taçlandırılan -ya da cezalandırılan mı demeli- Mustafa Ceceli'nin seslendirdiği 'Sensiz Olmaz ki' de suya sabuna dokunmayan bir yeniden düzenleme. Bir albümün açılış ve çıkış parçaları olarak bu kadar kötü şarkılar seçilemezdi herhalde.
Mirkelam'ın 1995 tarihli ilk albümündeki unutulmaz 'Tavla' ve Kerim Tekin'in trajik ölümüyle bambaşka bir anlam kazanan 'Karbeyaz' ise albümün yüzakları. Ama bu, Paydaş'ın yeniden düzenlemelerinden değil bu iki parçanın da zamanında çok sağlam yapılmış olmalarından kaynaklanıyor. Doa ve Özgün'ün beraber yorumladığı 'Tavla', introsu ve araya serpiştirilen vokal nağmeleri dışında Mirkelam'ın 'Tavla'sından çok da uzak durmuyor. Benzer bir şekilde bu kez Kerim Tekin&İrem Candar düetine dönüşen 'Karbeyaz' da orijinal versiyonundan çok farklı değil. Ama bu şarkının düet versiyonu söz konusuysa Kerim Tekin&Zerrin Özer düeti her zaman yeğdir notunu düşmekte fayda var.
Albümde eski şarkıların yeni düzenlemelerinin yanı sıra üç tane de yeni şarkı yer alıyor: 'Dr.' (Kenan Doğulu), 'Yeni Aşk' (Yılmaz Kömürcü) ve 'Nasıl Yani' (Mirkelam&Atiye). Bunlardan en öne çıkan şarkıysa elbette ki 'Nasıl Yani'. Zaten Mirkelam, bugüne dek elini attığı, kâh kendi besteleri kâh coverları olsun, herhangi bir parçayla bizi hayal kırıklığına uğratmış değil. Ve bundan 16 sene önce 'Her Gece'yle bir gecede şöhret olduğu dönemlerde beraber çalıştığı İskender Paydaş'ın formdan düşmüş haline rağmen Mirkelam yine bunu başarıyor.
Tabii bir de bu albümde niye yer aldıklarına akıl sır erdiremediğim (aslında erdirdiğim ama ucuz numara bulduğum), artık klasik olmuş iki parça var: 'Arap Saçı' ve 'Batsın Bu Dünya'. Bu parçalar da zamanında her türlü yeni düzenlemeye karşı donanımlı yaratıldıklarından Paydaş'ın yeni düzenlemelerinden çok yara almamışlar ve bir şekilde albümün ortalamasını yükseltiyorlar.
Kimin yazdığına hiçbir zaman akıl sır ermeyen basın bültenlerinin bu albüm için yazılmış olanında "Batı sound'unun içine yerleştirdiği doğu öğelerinin dengesindeki uyum ile son yılların en dikkat çekici çalışması" olarak tanımlanan 'Zamansız Şarkılar', ne yazık ki gerçekten de zamansız olmuş ama olumlu anlamda değil 'gereksiz, olmaması gereken' anlamında... (S.D.)
Çok güzel olmuş. Ama baştaki olumsuzlama biraz aşırı değil mi? Zaten ortalarda olumlu bir kaç çalışmaya işaret etmişsin. Şöyle ortalama bir albüm desek.
YanıtlaSilBir de merak ettiğimden soruyorum: orijinallerini dinlememiş olanların perspektifi hiç mi ilgiye değer değil? Orijinalin eksiltilmesi, hafiflemesi, sarsılmasının özgürleştirici bir yanı yok mu? Yani cover olduğunu unutmak ne zaman mümkün? Yoksa şarkılar illaki zamanlı mı? Yorumun sanki şarkıların kendi zamanlarına gömülmüşlüklerine işaret ediyor sanki.
Güzel bir açıdan yaklaşmışsın. Ama bu şarkılar niye seçilmiş? Orijinalleriyle insanların hafızasında/kalbinde yer ettikleri için. Ve tabii ki besteci/aranjörün kendisini pohpohlaması için. Ve hatta aradan geçen bunca zamana rağmen o şarkıyı yeniden alıp/alaşağı edip yeniden önümüze çıkaracak kadar cesur olduğunu göstermek için. Ama ne yazık ki şarkıların bu versiyonlarının herhangi bir sarsıcı yanı yok. Ne orijinallerin üzerine bir iki ufak altyapı numarası dışında bir şey eklenmiş ne de günümüz popüler müzik 'sound'una yeni bir soluk getirilmiş. Halbuki kendisine metniyeler düzülen bir aranjörden beklenen bir şeydir bu.
YanıtlaSilDemem o ki bu şarkıların cover olduğunu bilmesek ve ilk kez dinliyor olsak da, ortalama bile diyemeyeceğimiz bir çalışma çıkıyor ortaya. Zaten albümün neredeyse yarısı yeni şarkılardan oluşuyor. Ama onlar da ortalamayı yükseltemiyor. Bu albümün bende uyandırdığı his özetle: Yamalı bohça.