24 Aralık 2011 Cumartesi

İskender Paydaş // Zamansız Şarkılar


Şu kendine methiyeler düzmeye meraklı -bir dönemin genç şimdininse- orta yaşlı bestecileri ve de aranjörlerini anlamak mümkün değil. Şarkılarının zamana karşı ne kadar dirençli olduğunu ispat etmek istercesine, yeni düzenlemeler ve elbette ki yeni şarkıcıların yorumuyla onları tekrar ortaya çıkarmaya pek hevesliler. Fakat çoğunlukla sonuç, şarkıların orijinal versiyonlarını mumla aratmaktan öteye gidemiyor. Bunu artık yaratıcılıklarının sonuna geldikleri şeklinde mi yorumlamalı yoksa yıllardır el üstünde tutula tutula kendilerini fazla önemseyegeldiklerinden bir adım geri durup 'bu olmamış abi ya' diyememelerine mi yormalı, bilinmez. Önce '130 bpm' ile Ozan Doğulu, şimdi de yeni yayımlanan 'Zamansız Şarkılar' ile İskender Paydaş, haklarındaki mitleri kendi elleriyle yerle bir etmekten geri kalmıyor. Üstelik önümüzde 'Onno Tunç Şarkıları', 'Melih Kibar-Yadigar', 'Ortaçgil İçin Söylenmiş Ortaçgil Şarkıları' gibi başarılı ve mütevazı bir şekilde kotarılmış onca örnek varken...

'Zamansız Şarkılar' albümün belki de en zayıf halkası olan, Teoman'ın 'Bu Aşk Fazla Sana' yorumuyla açılıyor. Ve tabii ki Şebnem Ferah'ın çarpıcı yorumunun yerinde yeller esiyor. Teoman'ın heyecansız yorumu ve şarkının yeni versiyonunun tekdüzeliği insana ister istemez "bir insan yıllar önce yaptığı bir aranjenin nasıl olur da bu kadar gerisine düşer" dedirtiyor. Keza albümün çıkış parçası olarak seçilen ve bir kliple taçlandırılan -ya da cezalandırılan mı demeli- Mustafa Ceceli'nin seslendirdiği 'Sensiz Olmaz ki' de suya sabuna dokunmayan bir yeniden düzenleme. Bir albümün açılış ve çıkış parçaları olarak bu kadar kötü şarkılar seçilemezdi herhalde.

Mirkelam'ın 1995 tarihli ilk albümündeki unutulmaz 'Tavla' ve Kerim Tekin'in trajik ölümüyle bambaşka bir anlam kazanan 'Karbeyaz' ise albümün yüzakları. Ama bu, Paydaş'ın yeniden düzenlemelerinden değil bu iki parçanın da zamanında çok sağlam yapılmış olmalarından kaynaklanıyor. Doa ve Özgün'ün beraber yorumladığı 'Tavla', introsu ve araya serpiştirilen vokal nağmeleri dışında Mirkelam'ın 'Tavla'sından çok da uzak durmuyor. Benzer bir şekilde bu kez Kerim Tekin&İrem Candar düetine dönüşen 'Karbeyaz' da orijinal versiyonundan çok farklı değil. Ama bu şarkının düet versiyonu söz konusuysa Kerim Tekin&Zerrin Özer düeti her zaman yeğdir notunu düşmekte fayda var.

Albümde eski şarkıların yeni düzenlemelerinin yanı sıra üç tane de yeni şarkı yer alıyor: 'Dr.' (Kenan Doğulu), 'Yeni Aşk' (Yılmaz Kömürcü) ve 'Nasıl Yani' (Mirkelam&Atiye). Bunlardan en öne çıkan şarkıysa elbette ki 'Nasıl Yani'. Zaten Mirkelam, bugüne dek elini attığı, kâh kendi besteleri kâh coverları olsun, herhangi bir parçayla bizi hayal kırıklığına uğratmış değil. Ve bundan 16 sene önce 'Her Gece'yle bir gecede şöhret olduğu dönemlerde beraber çalıştığı İskender Paydaş'ın formdan düşmüş haline rağmen Mirkelam yine bunu başarıyor.

Tabii bir de bu albümde niye yer aldıklarına akıl sır erdiremediğim (aslında erdirdiğim ama ucuz numara bulduğum), artık klasik olmuş iki parça var: 'Arap Saçı' ve 'Batsın Bu Dünya'. Bu parçalar da zamanında her türlü yeni düzenlemeye karşı donanımlı yaratıldıklarından Paydaş'ın yeni düzenlemelerinden çok yara almamışlar ve bir şekilde albümün ortalamasını yükseltiyorlar.

Kimin yazdığına hiçbir zaman akıl sır ermeyen basın bültenlerinin bu albüm için yazılmış olanında "Batı sound'unun içine yerleştirdiği doğu öğelerinin dengesindeki uyum ile son yılların en dikkat çekici çalışması" olarak tanımlanan 'Zamansız Şarkılar', ne yazık ki gerçekten de zamansız olmuş ama olumlu anlamda değil 'gereksiz, olmaması gereken' anlamında... (S.D.)

22 Ocak 2011 Cumartesi

Zerrin Özer // Fire

"Uzun ve yorucu bir çalışmanın ardından, Zerrin Özer yepyeni şarkısı 'Fire' ile müzik listelerini altüst etmeye hazır. 'Fire', duygusal şarkıların kadını Zerrin Özer'den dinlemeye alışkın olmadığımız kadar hızlı, hareketli, kıpır kıpır bir şarkı... 'Fire' hem Zerrin Özer sevenleri hem de müzik dünyasını çok şaşırtacak bir şarkı." Basın bülteni bu sözlerle başlıyor Zerrin Özer'in yeni şarkısı 'Fire'ı tanıtmaya. Ve hızını alamayıp şu sözlerle süslemeye devam ediyor: "İlk olarak İngilizce olarak hazırlanan 'Fire'ın yapılan uzun toplantılarının ardından, Türkçe, Arapça ve Kürtçe olarak da okunmasına karar verildi. Böylelikle Türkiye'de ilk kez bir Popstar, kalıcı olarak yani bir albüme Kürtçe ve Arapça şarkı seslendirmiş oldu." İlk cümleden başlayalım. Eğer listeler bu şarkıyla altüst olacaksa, varsın darma duman olsun o listeler. Bu kadar mı kifayetsiz müzik listelerimiz? Kötü bir örovizyon parçasından öte bir şey yok bu şarkıda. Batılı kulaklara hoş gelecek oryantal ritmler, sazlar, darbukalar, kemanlar... Sertab Erener 'Everyway that I can' ile on kat iyisini becermişti. 'Fire'ınsa orijinal hiçbir yanı yok. Gelelim şarkının birçok dilde icra edilmiş olmasına. Şarkının İngilizce ve Türkçe versiyonları akıllara ziyan. Eğreti. Arapça ve Kürtçe versiyonlarıysa -belki de sözlerini anlamadığımız için ya da oryantalist önyargılar bizi de ele geçirdiği için- kulağa daha hoş geliyor. Belki Batılı bir kulak için Türkçe de aynı etkiyi yaratıyordur. Kimbilir. Şarkının Burak Yeter imzalı, oryantal ezgilerden mümkün olduğunca arındırılmış remiksi ise albümün en mantıklı işi olmuş. Zerrin Özer'in sesine diyecek yok. Az bulunur cinsten bir gırtlak. Ama keşke Işın Karaca'nın arabesk şarkıları katlettiği albümün etkilerini üzerimizden henüz atabilmişken bu alev alev (!) yanıp tutuşan oryantal 'Fire' ile karşımıza çıkmasaydı. (S.D.)

Joan as Police Woman // The Magic

'The Magic', Joan as Police Woman'ın dördüncü stüdyo albümü 'The Deep Field'in müjdecisi. Müteveffa Jeff Buckley'nin sevgilisi, Rufus Wainwright ve Antony and the Johnsons gibi müzisyenlerin kadim dostu Joan Wasser, her yeni albümünde ayakları üzerinde daha da sağlam duruyor. Alternatif olmasına alternatif, ama mainstream'e de hiç olmadığı kadar yakın. Hem yazıp hem söyleyen kadın müzisyenler furyasının en sıradışı ismi belki de. Son şarkısı 'The Magic'in klibi de bir o kadar sıradışı. Testereyle ekmek kesen, duvardaki panoya balık zımbalayan, Joan'un ayak tırnaklarını törpüleyen kaslı adamların arzı endam ettiği klibe göz atarak Joan as Police Woman'ı keşfedin. Ha bi de, bi zahmet Türkiye'ye de uğrayıversin artık turlayıp dururken... (S.D.)

1 Ocak 2011 Cumartesi

2010'un ardından

Geride kalan yılın ardından en iyiler listesi yapmak adettendir. Bu da nacizane benim 2010'da en beğendiklerimin listesi. Herhangi bir sıralama gözetmeksizin...

Foals // Total Life Forever
Vampire Weekend // Contra
These New Puritans // Hidden
Deerhunter // Halcyon Digest
Janelle Monáe // The ArchAndroid
Rufus Wainwright // All Days Are Nights Songs For Lulu
Belle&Sebastian // Write About Love
Rox // Memoirs

Bunlar da 2009'da çıkmalarına karşın kıymetlerini 2010'da bildiklerim:

Gossip // Music For Men
Lady Gaga // The Fame Monster
The Last Shadow Puppets // The Age of the Understatement
Mika // The Boy Who Knew too Much
Joan as Police Woman // Cover

Ve bu da 2010'da en çok dinlediğim albümler listesi:

1. Janelle Monáe // The ArchAndroid (650 kez)
2. Mika // Life In Cartoon Motion (639 kez)
3. Lady Gaga // The Fame Monster (509 kez)
4. Joan as Police Woman // Real Life (458 kez)
5. Vampire Weekend // Vampire Weekend (371 kez)
6. Foals // Antidotes (359 kez)
6. Vampire Weekend // Contra (359 kez)
8. Rufus Wainwright // All Days Are Nights: Songs For Lulu (355 kez)
9. Mika // The Boy Who Knew Too Much (342 kez)
10. Mor ve Ötesi // Masumiyetin Ziyan Olmaz (338 kez)
(S.D.)

27 Aralık 2010 Pazartesi

Duran Duran // All You Need Is Now

80'lerin hit İngiliz grubu Duran Duran ve 2000'lerin hit İngiliz prodüktörü Mark Ronson bir araya gelirse ne olur? Geçtiğimiz günlerde itunes üzerinden yayınlanan, Şubat 2011'de de kanlı canlı ele alınabilecek olan 'All You Need is Now'ın ilk iki parçasını dinleyip albümü dinlemekten vazgeçenlerdenseniz, yanıtınız 'balon' olacaktır büyük bir ihtimalle. Ama sabreden derviş muradına erermiş misali üçüncü parçaya kadar dayanıp albümün tamamını dinlediyseniz tüyleriniz diken diken olabilir. Peki tamam abartmayayım, tüyleriniz diken diken olmasa da 'hadi ya', 'hmmm hiç de fena olmamış yav', 'tıpkı eski günlerdeki gibi' demeniz kuvvetle ihtimal.

Doğrusu albüm piyasaya çıkmadan kimi müzik sitelerinde 'All You Need is Now'la ilgili olarak (kimilerince en iyi albümleri adledilen 1982 tarihli) "Rio'nun takipçisi, yıllardır beklenen albüm" yakıştırmalarını okuyunca irkilmedim desem yalan olur. Bu tür takıp takıştırmalar beni hep korkutur. Üstelik albüme ismini veren ilk single'ı dinlediğimde yine pazarlama taktiklerinden öteye gitmeyen değerlendirmelerle karşı karşıyayız galiba diye düşündüm. 'All You Need is Now', DD'nin 'Notorious' (1986) sonrası albümlerinden, hele de en çok 'Big Thing' (1988) ve 'Liberty'den (1990) benzerlerine aşina olduğumuz, aksak ritmli, suya sabuna dokunmayan, ortalama bir pop şarkısı. E, albümün ilk single'ı buysa gerisi nicedir kimbilir diye karalar bağlamak üzereydim ki, imdadıma albümün üçüncü parçası 'Being Followed' yetişti. İşte ilk o an 'tıpkı eski günlerdeki gibi' dedim. Gerçi eski günlerdeki gibi olmak da ne kadar matah bir şeydir? Neyse, bu da ayrı bir geyik. DD'nin favori temalarından kaçıp kovalamak (bkz. 'Union of the Snake', 'Wild Boys') etrafında şekillenen, hafif paronoyak, altta durmadan akıp giden ritmiyle kaçıp kovalama hissini kuvvetlendiren, Simon Le Bon'un abartılı 'la la la la la la la'sıyla noktalanan bir şarkı 'Being Followed'. Bu arada albümün sekizinci parçası 'Runway Runaway' de aynı temadan nasibini almış durumda notunu düşmekte fayda var.

Amerikalı pop grubu Scissor Sisters vokalisti Ana Matronic'in konuk olduğu 'Safe (in the heat of the moment)' ise albümün en hareketli dans parçası. Matronic'in 'cool' vokaliyle soslanan, kıpır kıpır, yerinde duramayan, ilk başta 'Meet el Presidente'yi hatırlatan, farklı bir DD var bu şarkıda. Hemen arkasından gelen 'Girl Panic!' ise 'Girls on Film', 'My Own Way' ya da 'Rio'dan aşina olduğumuz klasik DD ritmi ve arkaplandaki 'tam tam'larıyla yerinde duramayan, yüksek tempolu bir şarkı.

Gelelim albümün doruk noktasına: 'The Man Who Stole a Leopard'a. Ormanda bir leopar yakalayıp evine kapatan adamın hikâyesini anlatan bu şarkı, sıkı DD fanlarının en favori DD şarkıları listelerine ilk sıralardan girmeye aday. 'The Chauffeur' gibi usul usul ilerleyen ama Le Bon ve (albümün bir diğer konuk vokali) Kelis'in karşılıklı vokalleriyle gittikçe gerilimi artan, bol synthesizer efektli, leopar çalan adamla ilgili cızırtılı bir haber bülteniyle sona eren 'The Man Who Stole a Leopard', Mark Ronson'un bu albüme katkısını en iyi gösteren şarkı belki de. Bu arada bir dipnot daha: Bu şarkıyı, DD'nin bir diğer takıntısı olan 'içinde hayvan adı geçen şarkılar' ('Hungry Like the Wolf', 'Union of the Snake', 'Tiger Tiger') kervanına katmayı da unutmamalı.

Toparlamak gerekirse, 'All You Need is Now' DD severleri ve müzik eleştirmenlerini pek de tatmin etmeyen son birkaç albümden sonra DD için küllerinden yeniden doğmanın işareti olarak görülebilir. Hele bir de grubun alameti farikası video klipler gelirse... Bu arada eklemekte fayda var, şu an iTunes üzerinden 9 parçalık versiyonuyla satışa sunulan albüm, Şubat ayında 12 parçalık versiyonuyla raflardaki yerini alacak. Bir yazı da ancak bu kadar klişe bir cümleyle bitirilebilir! (S.D.)